MEKKE ANLAŞMASI, SÜNNİ NATO MU? KONJONKTÜREL BİR İŞBİRLİĞİ Mİ?
7 Ağustos 2026 günü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan’ın başkenti Mekke’ye tarihi bir ziyarette bulundu. Ziyaret, Suudi Kralı Selman Bin Abdülaziz’in davetiyle gerçekleşti ve aynı gün Mekke’de, Pakistan Başbakanı Muhammet Şahbaz Şerif de bulunuyordu.
Bu ziyaret, İletişim Başkanlığı tarafından geziden 1 gün önce 6 Ağustos’ta duyuruldu. Ama bu bir anda spontane gelişen bir ziyaret olduğuna değil, toplantının hazırlıklarının çok gizli yürütüldüğüne dair bir işaret. Anlaşmayı tek cümle ile özetlersek; Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında askeri iş birliği anlaşması imzalandı ve bu üç ülke, herhangi birine yapılacak saldırıyı kendisine yapılmış sayacağını açıkça ilan etti.
31 Ağustos’ta da anlaşmayla kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi İstanbul’da ilk toplantısını yaptı. Anlaşma içeriği, henüz TBMM ‘de onaylanmadı ve Resmi Gazetede yayınlanmadı. Ancak, anlaşmaya göre sekreteryası oluşturulması ve diğer işlemler için İstanbul’da 31 Ağustos’ta yapılan 2. Toplantı, sürecin hızla ilerlediğini ortaya koyuyor.
Peki, bu anlaşma ne anlama geliyor? Bu anlaşma neden imzalandı? Bu anlaşmayla bu üç ülke hangi risklere karşı birlikte hareket etme kararı aldılar? Bu anlaşmanın riskleri neler? Ve daha da önemlisi bu anlaşmanın Yunanistan, İsrail ve İran’da yansımaları nasıl oldu? Kısaca bu sorulara cevap arayalım.
Bu anlaşma ne anlama geliyor? Bu anlaşma neden imzalandı?
Bu anlaşma, NATO’nun meşhur 5. Maddesini çağrıştıran, “üç ülkeden birisine yapılacak saldırı, hepsine yapılmış sayılır” deklarasyonu ile askeri iş birliğinden çok daha derin ve güçlü bir mesaj barındırıyor. Bu nedenle de üç ülkenin de İslam ülkeleri arasında, Sünni ekseni oluşturması nedeniyle bu bir “ Sünni NATO” tanımlamalarına sebebiyet veriyor. Bu tanım çok irrite edici ve belki de bilerek dolaşıma sokuluyor olabilir. Zira, ne açıklamada ne de içeriğinde, Sünni veya dini bir vurgu yok.
Ancak, şunu anlıyoruz ki, Suudi Arabistan, güvenliği için ABD’ye verdiği milyar dolarların karşılığını alamadı. ABD, İran karşısında Suudi Arabistan’ı etkili şekilde koruyamadı ve Suudiler de ciddi bir güvenlik endişesi altında, ekonomik güçleri ve kutsal topraklardaki nüfuzları ile Pakistan ve Türkiye’yi kendilerine güvenlik şemsiyesi yapma ihtiyacı duydular.
Türkiye açısından ise Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin güvenliğine yapabileceği bir katkı olmasa da kırılgan ekonomisi için Suudi mali kaynaklarına hayati derece gereksinim duyuyor. Bu askeri güvenlik şemsiyesine karşılık Suudiler, Türkiye’ye finansal kaynak yaratabilirler. Ancak, Pakistan’da durum biraz farklı. Pakistan, nükleer güce sahip tek İslam ülkesi. Ve İsrail ile Türkiye ilişkilerinin son günlerde geldiği gergin durum düşünülürse, Pakistan’ın bir askeri caydırıcılığı olduğu ve bunun Türkiye savunmasına güçlü bir katkı sunacağı tartışmasız. Pakistan için de Hindistan bir tehdit unsuru. Ancak, Ankara ısrarla, bu anlaşmanın NATO alternatifi olmadığını ve herhangi bir üçüncü ülkeyi hedeflemediğinin altını çiziyor.
Kime karşı imzalandı?
Bu anlaşma, Suudi Arabistan açısından bakıldığında, anlaşmanın arkasındaki başlıca güvenlik kaygılarından birisinin İran olduğu rahatlıkla söylenebilir. Türkiye ve Pakistan da askeri güçleri ile nüfuzlarını körfeze indirmiş olacaklar. Bu da stratejik bir olgu. Aynı zamanda, İsrail’in Türkiye’yi son zamanlarda hedef alması, nükleer caydırıcılık anlamında Türkiye’nin elini güçlendiriyor.
Riskler neler?
Bu anlaşma ile Türkiye, İran ve ABD arasındaki savaşa, Suudi Arabistan’a yapılacak bir İran saldırısı ile müdahil olma riskini almış oldu. Aynı zamanda arabulucu olan Pakistan da benzer bir riske girdi. Suudiler ise kendilerini koruma derdinde, hali hazırdaki risklerini minimize ettiler.
Yunanistan nasıl bakıyor?
Yunanistan gelişmelerden rahatsız. Ama bu anlaşmayı kendisine karşı doğrudan bir rrisk olarak görmekten çok, Türkiye’nin Ortadoğu’da etkinliğinin artması olarak okuyor. Hali hazırda, Suudiler ile Yunanistan’ın Patriot bataryası ile koruma anlaşması var ama Türkiye’nin yaptığı anlaşma bunun çok ötesinde. Yunanistan’ın bir endişesi de bu ittifakın, genişlemesi ve Mısır’ın da katılması. Zira, bu olursa, Mısır ile Yunanistan arasındaki Akdeniz deniz sahası anlaşmaları da riske girebilir.
İsrail nasıl okuyor?
İsrail’de bazı radikal çevreler, bu anlaşmanın doğrudan İsrail’e karşı yapıldığını söylerken, Türkiye’nin arkasına Pakistan gibi nükleer bir gücü de almasından kaygı duyuyorlar. Bir başka risk de Suudi Arabistan üzerindeki İsrail nüfuzunun olumsuz etkilenmesi. Ama hedefin İran olduğu ve bu anlaşmanın İran ile savaşa Türkiye’yi de katabileceği ve bunun da uzun vadede İsrail çıkarına olduğunu düşünenler de var.
İran’ın bakış açısı?
İran resmi ağızdan, her hangi olumsuz bir tepki vermese de bazı odaklar, bu anlaşmadan ciddi olarak rahatsız. Yönetime yakın çevreler, “Bu anlaşma Suudileri kurtarmaz” “ Suudiler sonunda, batının onları korumayacağını anladı ve bölge ülkeleriyle çözüm arıyor” derken, mecliste bazı vekiller, bu anlaşmanın İran’a karşı yapıldığını açıkça ifade ediyorlar.
Özetlemek gerekirse, henüz çok fazla detayına sahip olmadığımız, Nato’nun 5. Maddesine benzer bir düzenleme içeren ama sekreteryası dahi henüz oluşmamış bu Mekke anlaşması için net bir şey söylemek mümkün değil. O yüzden, bu anlaşma ile bir İslam NATO’su kuruldu demek için erken. Sünni NATO demek ise hem haksızlık hem de provakatif. Bu çabaların tüm bölge ülkelerini kapsayacak şekilde, barışa hizmet etmesini dilemekten başka şu aşamada söylenebilecek bir temenni de yok. Bekleyip göreceğiz.
NOT- Bu yazı ilk kez 02.09.2026’da www.sesgazete.net adresinde yayınlanmıştır.

