EBU ZUHUR ÜSSÜNÜN BOMBALANAMASININ GÖLGESİNDE, TÜRK-İSRAİL İLİŞKİLERİ

0
Ekran Resmi 2026-10-08 12.58.47

İsrail 18 Ağustos 2026’da Halep yakınlarındaki Abu al-Duhur hava üssünü vurdu. İsrail’in gerekçesi: Türkiye’nin bu üsse asker konuşlandırmaya hazırlandığı iddiası. Türkiye bunu reddetti ve İsrail’i Suriye’nin egemenliğini ihlal etmekle suçladı.

Bu durum Türkiye ile İsrail arasındaki ne ilk ne de son karşı karşıya gelme. İsrail başbakanı Netanyahu, bu saldırın hemen ardından “Bu saldırı ile Türkiye’ye güçlü bir mesaj verdik” açıklamasını yaptı.

Türkiye ise, sert diplomatik açıklamalarla saldırıyı kınarken, Suriye’ye askeri teçhizat göndererek – bu yönde yurt dışı kaynaklı haber ve görüntüler izledim.- Ama resmi bir açıklama yok. Doğruysa, sahada bir karşılık verdi demektir.

Bu yaşananlar, 2009 ocak ayında Davos’ta yaşanan “Van minıt” krizini bana hatırlattı. Ama bu ikinci “Van Minıt” öncekinden çok daha sert, gerçekçi ve sıcak bir çatışma ihtimalini de beraberinde getiriyor.

Hafızaları kısaca tazeleyecek olursak, Türkiye, İsrail’i 1949 kurulduğunda ilk tanıyan devletlerden birisiydi. Ve 2008 yılına gelene kadar iki ülke arasındaki ilişkiler, askeri, stratejik ve diplomatik işbirliği ekseninde devam etti. Türkiye, Nato’nun güneydoğu kanadındaydı ve İsrail de ABD’nin ortadoğuda en çok güvendiği ve kendisini siper ettiği bir müttefikiydi. İki ülke arasında, ortak güvenlik kaygıları vardı. Suriye’de önce SSCB sonra Rusya nüfuzu, İran’ın Suriye üzerindeki gücü, Hizbullah derken, ortak düşman ortak kaygılar çerçevesinde, iki ülke arasında ilişkiler tarihsel olarak çok grift ve stratejik düzeyde devam edegeldi.

Bu ilişkiler, sanılanın aksine, AKP iktidarı ile bozulmadı da. 2002 yılında iktidar olan AKP, 2009-2010 yıllarına kadar İsrail ile ilişkilerde, karşılıklı çıkar, iş birliği ekseninde ilişkilere devam etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail gezisi, ABD’deki Yahudi lobisinin sunduğu madalya da hafızalarda. Hatta, 1990’lı yıllara gidecek olursak, İsrail, Türk savaş uçaklarının modernizasyonunu yapması, İsrail pilotlarının Türkiye’de eğitilmesi. İstihbarat işbirliği, ortak tatbikatlar ve ortak savunma sanayi projeleri ile ABD kongresinde, Ermeni soykırım iddialarına karşı İsrail lobisinin, Türkiye’nin yanında olması da bugünden bakıldığında, tarih öncesinde kalmış gibi görünse de o kadar eski değil.

İlişkilerin kırılma kronolojisi:

Erdoğan 2005’te İsrail’i ziyaret etti, Holokost anıtına çelenk bıraktı ve antisemitizmi insanlığa karşı suç olarak nitelendirdi. Türkiye aynı dönemde İsrail–Filistin ve hatta İsrail–Suriye arasında arabulucu rolü oynamaya çalışıyordu.

2008 sonunda İsrail’in Gazze’deki “Dökme Kurşun” Operasyonu başladı. Türkiye’nin tepkisi çok sert oldu. Erdoğan Aralık 2008’de İsrail’in sivillere yönelik eylemlerini “insanlığa karşı suç” diye nitelendirdi. Türkiye aynı sıralarda İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapıyordu.

31 Mayıs 2010’da Gazze’ye giden Mavi Marmara filosuna İsrail komandoları müdahale etti. Türk vatandaşları hayatını kaybetti. Türkiye, bu olay sonrasında, özür, tazminat ve Gazze ablukasının kaldırılmasını istedi. 2011’de ilişkiler maslahatgüzar seviyesine indirildi ve askeri işbirliği askıya alındı. Obama’nın girişimiyle Netanyahu 2013’te Erdoğan’ı aradı ve Mavi Marmara olayında ölümlere yol açan operasyonel hatalar nedeniyle özür ifade etti. Erdoğan özrü kabul etti. 2016’da iki ülke yeniden normalleşme anlaşması yaptı.

Trump yönetiminin ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıması ve Gazze sınırındaki Filistinli göstericilerin öldürülmesi üzerine ilişkiler tekrar çöktü. Türkiye İsrail Büyükelçisini gönderdi, kendi büyükelçisini geri çekti. İsrail cephesinde de Türkiye’nin Hamas ile ilişkileri giderek daha büyük güvenlik problemi olarak görülmeye başladı.

Bu tarihten sonra İsrail’in bölgesel stratejisinde çok önemli bir değişim oldu. Tel Aviv yönetimi, Türkiye yerine: Yunanistan + Güney Kıbrıs + Mısır üçgenine yöneldi.İsrail’in 1990’larda, Doğu Akdeniz’deki en önemli askeri ortağı Türkiye’ydi. 2010’lardan itibaren bu rol giderek Yunanistan’a geçti. Leviathan, Tamar, Afrodit ve Zohr gibi doğalgaz sahalarının keşfi sonrasında Doğu Akdeniz yalnızca güvenlik meselesi olmaktan çıktı. Enerji jeopolitiği başladı. Ortaya kabaca şu grup çıktı: İsrail – Güney Kıbrıs – Yunanistan – Mısır. Türkiye ise büyük ölçüde bunun dışında kaldı.

Ankara’nın Libya ile yaptığı deniz yetki alanı mutabakatı büyük ölçüde bu dışlanmaya verilen karşı hamleydi. Tıpkı, Mavi Vatan gibi.

2022’de Erdoğan ile Isaac Herzog arasında güçlü bir yakınlaşma oldu. Herzog Ankara’ya geldi; dışişleri bakanlarının karşılıklı ziyaretlerinden sonra büyükelçiler yeniden atandı. Bunun nedeni yine ideolojik değil jeopolitikti. Türkiye aynı dönemde: BAE, Suudi Arabistan, Mısır ile de ilişkilerini iyileştirme yoluna gitti.

Ancak, 7 Ekim Hamas saldırısından sonra başlayan Gazze savaşı ilişkileri tekrar kopma noktasına getirdi. Türkiye 2024’te İsrail ile ticareti tamamen durdurdu. 2023’te iki ülke arasındaki ticaret hâlâ yaklaşık 6,2 milyar dolar civarındaydı; savaş sonrasında Türkiye bunu askıya aldı. Türkiye ayrıca NATO–İsrail iş birliği kanallarını bloke etmeye başladı.

Ve son olarak, İsrail 18 Ağustos 2026’da Halep yakınlarındaki Abu al-Duhur hava üssünü vurması, adeta bardağı taşıran damla etkisi yaptı. Bugün iki ülke arasında, Suriye’de olası bir çatışma ve savaş ihtimali konuşuluyorsa, bu yok sayılabilecek bir ihtimal değil. Ama aynı zamanda, iki ülke yönetimlerinin bir birlerini hedef alarak, iç politikada kazanım beklentileri olması da bu süreci daha da geriyor.

Bu tarihsel süreç ve akış içinde, bugün iki eski stratejik ortağın, sıcak çatışma riskini konuşuyoruz. Bu risk Suriye sahasında ve çok yakın bir tehlike. İsrail tarafından yapılan, Suriye ve Kıbrıs, NATO kapsamında coğrafi koruma kapsamında değil temalı açıklamaları, diplomatik el yükseltme olarak görülebilecekken, Türkiye’nin Suriye sahasında, somut adımları ve net tavrı, İsrail’i ABD’ye şikayet etmesi bu riskin gerçekleşme ihtimalinin azımsanmayacağını ortaya koyuyor.

İsrail bugüne kadar en ciddi çatışmayı İran ile yaşadı ve sonuçta, İran tahmin edilenin aksine, teslim olmadı ve İsrail’e ciddi zararlar verdi. Türkiye’nin askeri kapasitesi İran ile mukayese edilemez. Dolayısıyla, İsrail için Türkiye yutabileceğinden çok büyük lokma.

İki ülke arasında, topyekûn bir savaş riski düşük olsa da Suriye sahasında çatışma ihtimali, hiç olmadığı kadar yüksek.

NOT- Bu yazı sesgazete.net adresinde 22.08.2026’da ilk kez yayınlanmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir